Neden Şekersiz 21 Gün?



Yaklaşık 4 yıldır yaşamımın daha önceki zamanına göre sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Bu 4 yıl içerisinde sağlıklı beslenmek adına kendimi hatırı sayılır şekilde geliştirdiğimi düşünüyorum. Google'ı açıp "kilo vermek isteyenlere öneriler" diye bir arama yapsanız karşınıza çıkacaklar bellidir.


İlk öneri bol bol su için olur hep. 
Ben istisnasız her gün ama her gün en az 3 litre su içiyorum. Su içme konusunda hiçbir zaman sağlıksız bir insan olmamıştım zaten. Ancak ne zaman ki sağlıklı beslenmeliyim diye kendimi dürtmeye başladım, o günden beri gün içinde içtiğim suyu kontrol ediyorum mutlaka. Bazen suyuma elma-limon da ekliyorum ve onu daha sağlıklı hale getiriyorum hatta. Her gün bir tane sodamı da mutlaka içerim bak!

Paketli gıdalardan, hazır yemeklerden uzak durulması gerektiği ve evde kendi sağlıklı yemeklerinizi pişirmeniz gerektiği bu listelerde mutlaka vardır.
Evime paketli hazır soslar, yiyecekler almayı bırakalı epey zaman oldu aslında. İlk başlarda fazla kalorili olanlarla başladım. Daha sonra hazır olarak aldığım birçok şeyi "ben bunun daha sağlıklısını kendim yaparım" diyerekten almayı bıraktım. Çoğu zaman evde yemeklerimi kendim pişirdiğimi, fast fooddan, hazır yemeklerden çoğu zaman kaçtığımı artık sağır sultan bile duydu herhalde.

Bolca protein ve lifli besinlerin tüketilmesi de bir diğer önerilerdendir genelde.
Hiç sıkıntı çekmediğim bir diğer konuda protein konusu oldu hep. Çünkü peynir ve eti deli gibi seviyorum. Polikistik Over Sendrom'um yeni başladığında gittiğim diyetisyen her gün yemek zorunda olduğum et miktarını peynirle değiş tokuş edebileceğimi söylediğinden beri et yemediğim gün olsa da peynirle o günü doldurup protein ihtiyacımı karşılamadan günü bitirmiyorum. Lifli besinler zaten mutfağımın olmazsa olmazı olduğu için kilo vermenin bu kısmını da sorunsuz bir şekilde uyguluyorum yıllardır.

Besinlerin glisemik indeksine dikkat etmek de kilo vermek için bir başka uyarıdır.
Artık tecrübeli bir PCOS hastası olarak benim de yıllar önce nur topu gibi insülin direncim oldu. O yetmedi genlerimden gizli şeker çıktı falan filan. Tüm bunlar bana besinlerin glisemik indeksine hastalık derecesinde takmama oturup ince ince hesap yapmama neden oldu. Günümüze geldiğimizde pirinç, patates, havuç, mısır gibi glisemik indeksin babaları benim mutfağımın kapısından geçemez oldu.

Etiket okuyun diye bir uyarı cümlesine yine o listelerde rastlarsınız.
Eh sağlıklı beslenmeye karar verdiğimde ben de Google'da aynı aramayı yaptım herhalde şekerim. Aldığım ilk önerilerden biri "etiketleri okuyun" olduğu için ilk emir olarak hiç ama hiç sorgulamadan yıllardır görevimi yerine getirmekteyim. Bu görevi aksatmamam sayesinde birçok yiyeceğin önünden geçmez oldum, hakkını yedirtmem.

Her gün 10 bin adım atmak sağlıklı beslenmenin ibadeti gibi bir şey zaten bu listelerde olmazsa olmaz.
Her gün 10 bin adım atıyorum desem külliyen yalan söylemiş olurum. Ancak her gün en az 7500 adım atıyorum ve haftanın en dört günü adım sayım 15 bini buluyor. Bu tablodan da anlaşılacağı üzere kös kös oturduğum hareketsiz bir yaşamım katiyen yok! Tam hakkıyla olmasa da bu görevi de bir şekilde yerine getiriyorum özetle.

Abur cubur yemeyin!
Bu yapılmaması gereken hareketin bu blogu ve benim nickime ilham verdiğinden listelerin haberi yok anlaşılan. İlk PCOS teşhisi konduğunda kilo vermem gerektiğinde ilk vazgeçmem gereken yiyecek çok ama çok sevdiğim cips olmuştu. O yüzden ismim "Cips Yemeyen Kız" değil de "Cips Yiyemeyen Kız" olmuştu. O günlerden bırakmaya başladığım cips alışkanlığım günümüzde 3-4 ayda bir tüketilen cipse dönüştü. Abur cubur denilen zımbırtılar içerisinde bulunan bisküvi, kraker gibi yiyeceklerden oldum olası hazzetmediğim için tüketmem zaten. Çikolatalı değilse tatlı bir şeyden uzak dururum. Bu klasmanda tek zaafım çikolata itiraf ediyorum!

Bu listelerde tuzu kesmek de en önemli şeylerden biridir.
Ne tesadüftür ki sevgili PCOScuğum genetiğimde olan başka bir hastalığı tansiyonu de tetiklediği için bu gencecik yaşımda yıllardır tansiyon hastasıyım. Bu yüzden bir zamanlar çok sevdiğim tuzu bırakalı epey oldu. Yemekleri sadece lezzeti ortaya çıkarsın diye bir çimdik atıyorum. Yemek salçalı bir yemekse o tuzu da atmıyorum, tuzunu salçadan alıyor. Hatta çoğu zaman yemeklere tuz atmayı unuttuğum bile oluyor. Bir keresinde annemin içine tuz atmayı unuttuğu yemeği bu tuzsuz diye kimse yemezken benim tuzu iyi diyerek yemeğe bayılmışlığım bile var.

Beyaz un kötü, beyaz un pis, beyaz un öcü! 
Eğer bir misafir için herhangi bir şey yapılmayacaksa evime hiç beyaz un sokmuyorum. Beyaz ekmek de arada bir hafta sonu sıcak ekmek canım isteyecek de taş fırın ekmeği alacağız. Bizim için beyaz unun anlamı sadece bu kadar yıllardır. Hatta son zamanlarda glutensiz unlara kafayı taktığım için tam buğday un bile çok zor girmeye başladı mutfağımıza.


Yılın 365 günü sağlıklı besleniyorum. Her yediğime özen gösteriyorum dersem yalan olur elbette ancak yılın üçte ikilik bir kısmını bu şekilde sağlıklı beslenerek geçiriyorum. Bu 4 yıldır bu şekilde. Peki bu 4 yılda nasıl bir görünüme sahip oldum? Tontiş! Bildiğin tontişim ben. Üstelik bu şekilde beslenerek bu haldeyim.

Bunun sebeplerinden biri tabii ki başımın belası PCOS.
PCOS'un benim kilo vermemi nasıl baltaladığını biliyordum biliyordum da; bundan bir ay önceki diyet girişimimde kendisinin ne zalim, ne mendebur, ne vicdansız olduğunun idrakına yeni vardım. Zar zor düşe kalka 4,5 kilo vermiştim ki, sorunlu bir adet dönemi ardında tartı o 4,5 kiloyu vermemişim gibi karşıladı beni. Üstelik son bir buçuk aydır nasıl besleniyorsam aynen beslenmeye devam etmeme rağmen. Açıkçası bu konuda epey canım sıkkın ve bu durum çok canımı sıkıyor.

İkinci yıllardır çözüm bulamadığım nedeni ise Stres!!!
Stres konusu benim yıllardır çözemediğim bir durum. Malum çağımızın en büyük hastalığı aslında stres. Ne kadar türeyen hastalık varsa hepsinin altındaki sinsi neden stres oluyor. Benim minnoş bedenim de strese girdi mi hemencecik üç beş kilo ödem tutuveriyor. Eh son zamanlarda özellikle iş yerinde çok zor zamanlar geçirmemden mütevellit ödemler geliyor da gitmiyor. Resmen diyet yaptığıma canımın istediği bir şeyden mahrum kaldığıma değmiyor.

Bu kilo verememe durumunun nedenini bulmaya kafa taktım. Çünkü vücudumda ters giden bir şeyler var ve bu durum benim kilo vermemden çok daha önemli bir durum. İlk sebep olarak insülin direncimi gördüğüm için "Şekersiz 21 Gün"e başlamak en mantıklısı gibi geldi. Bu yazıyı yazmaya başladığımda henüz 21 günün ilk günündeydim. Yazıyı bir türlü tamamlayamama, erteledikçe erteleme durumundan dolayı şu an 8. günündeyim. Bu 21 gün ve nasıl geçtiği başka bir yazının konusu. 

İlk şekerin vücuduma ne yaptığını öğrenebilmek için şekersiz 21 güne başladım. Bu 21 günün ardından daha önce bir kitaptan uyguladığım ve her hafta bir beslenme türünün yer aldığı 10 haftalık beslenme programına başlayacağım. Bu sırada yeniden vitamin değerlerimi ve hormonlarımı kontrol ettireceğim. Şimdilik acil eylem planım bu kadar. Sonucun nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz. Şu an en çok sıkıldığım şey sürekli kilo konusunda yerimde saymak. Bakalım bu durumu değiştirebilecek miyim?

0 yorum