5 Ocak 2017 Perşembe

Evlilik Nasıl Gidiyor?



Hayat bazen tüm gücüyle üzerinize gelir hani. Siz böyle bir kayanın altına saklanmış gibi kalırsınız küçücük. Hiçbir şeyi değiştiremez ama hiçbir şeyle baş edemezsiniz. Ben şimdi sanki o kayanın altına saklanmış gibiyim.

Şanslıyım. Bir konuda şanslıyım neyse ki... Tüm sorunlarımdan kaçıp, ardına saklanabileceğim bir adam var hayatımda. O da olmasa ne yapardım bilmiyorum. Hani bazen soruyorlar ya "evlilik nasıl bir şey" diye evli olanlara.

Evliliğin bence anlamı ne olursa olsun, ne yaparsanız yapın ömrünüzün sonuna dek yanınızda birisinin olması. O birisi sizin eşiniz, en yakın arkadaşınız, aileniz, her şeyiniz oluyor. Evliliğin en mühim meselesi birbirinin en yakın arkadaşı olabilmek. Birbirinizin en yakın arkadaşı olduğunuzda o evliliğin temeli en sağlam malzemeyle oluyor.

Mesela blogu yeniden açtığımdan beri sık sık soruluyor bana, nasıl tanıştınız, nasıl aşık oldunuz, nasıl evlendiniz diye. Öyle çok romantik, çok über bir aşk hikayemiz yok bizim. Birbirimizin önce mesai arkadaşı, ardından en yakın arkadaşı ve en sonunda da hayat arkadaşı olduk. Gerçi bu süreç benim için böyleymiş. Kocam ilk gördüğü anda aşık olup sabırla beklemeyi tercih etmiş. Ben de bu üç aşamalı sürecin, mesai arkadaşı ve en yakın arkadaş arasında bir noktada bir baktım aşık olmuşum.

Zaten birbirimizin huyunu suyunu da öyle bir öğrenmiştik ki, aşık olduğumuzu fark ettikten kısa bir süre sonra evleniverdik. Şimdiyse insanları hayrete düşüren bir gerçek var bizimle ilgili. Evde, iş yerinde her yerde beraber ama neden birbirimizden sıkılmıyoruz?

Etrafımızdaki insanlara sorsanız, bizim durumumuz çok sıkıcı evde işte her yerde birlikteyiz. Ancak gelin görün ki benim gibi nazara inanmayan birini bile nazar kavramına inandıracak kadar çok nazara geliyoruz. Çünkü onların düşündüğüne inat birbirimizden sıkılmıyor, birbirimizden kaçmıyoruz. Aksine her şeyi beraber yapmaktan keyif alıyoruz. Birbirimizden ayrı bir şeyler yaptığımızda hiç keyif almıyoruz.

Şunu belirtmeden geçmek olmaz. İnsanlar ruh ikizi, elmanın diğer yarısı kavramlarını çok yanlış yorumluyorlar. O yüzden ömürleri kendilerine benzeyen insanlar aramakla geçiyor. Oysa ruh ikizi dediğimiz şey bizimle birebir aynı değil. Aksine bize daha zıt bir insan. İnsan-mış. Ben bunu öğrendim. İlişkide birbirinin öğretmeni, yol arkadaşı olmakmış mesele.

Mesela festivalden film mi izleyeceğiz, biraz onun seveceği tarzda, biraz benim seveceğim tarzda film seçiyorum. Sonra bir bakıyoruz hem izlediğimiz tüm filmleri sevmişiz, hem de yalnızken asla izlemeyeceğimiz filmleri de izlemişiz.

Bu hayatın her alanı için geçerli. İlişkide her iki taraf kendini birbirine bıraktığı zaman, hayat bir deneyimler deryasına dönüyor. Hatta bence aşkı taptaze tutan şey de tam olarak bu.

Evlilik aşkı öldürüyor, genel geçer durumuna da inanmıyorum. Çünkü aşkın içine sevgi karışmaya başladığında tadından yenmiyor o aşk. Çünkü birlikte üçüncü yılı geçiriyoruz ama benim hala kocama bakarken aşktan gözlerimin dolduğu anlar oluyor. Her gün akşam sarılıp uyumak için uykunun geleceği vakti sayıyor insan.

Hep berabersiniz, birbirinizi biraz özleyin tarzı cümleleri de hiç anlamıyorum mesela. Belki biraz psikopatça gelebilir ama insan aynı ev içerisinde bile özlüyor yeri geliyor.

Bugüne kadar yazarak tüm duygularını anlatan ben ilk defa böyle konularda kilitlenip kalıyorum. Dilim tutuluyor sanki. O yüzden dağınık bir yazı oldu kusura bakmayın. Hem sorulan soruları kısaca cevapladım, hem de evliliğimden biraz bahsetmiş oldum.

Özetle evlilik şahane bir şey.


Cips Yiyemeyen Kız
Cips Yiyemeyen Kız

Hayatin tadini yeni sehirler, yeni restoranlar, yeni yemekler kesfeden blogger kisisi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder