24 Ekim 2016 Pazartesi

Her Şey Başladığı Noktaya Geri Döner



"Her şey aslına rücu eder" dermiş eskiler. Her şey başladığı noktaya bir gün geri dönermiş. Şu an ben de sanırım başlangıç noktamdayım. Yıllar önce Cips Yiyemeyen Kız olarak başladığım yolculukta yine buradayım. Yine aynı amaçla bu başa dönüş. Anlatamadıklarımı, anlatmadıklarımı, içime attıklarımı, içime sığdıramadıklarımı kusmak niyetim.

İnsan 30 yaşına gelince, durmaksızın kendini sorgulamaya başlıyormuş. "30 yaş sendromu" dedikleri böyle bir şey mi? 30 senede kat ettiğin yollara şaşırmak mı? Yoksa yıllar boyu yaşanılan her acıyla, her hayal kırıklığıyla çevrene ördüğün duvarların kat kat olması mı? Ya da insanları, dünyayı daha az umursamaya başlamak mı? Etrafında kimseye sorulmuyor ki böyle sorular... Çünkü sonra başlıyor sorular. Mutsuz musun, evliliğin iyi gitmiyor mu? Hayır, değilim diyorsun. İnanmıyorlar, -mış gibi yapıyorlar. Sonra sen arkanı döndüğünde başlıyorlar, o çok kesin yargılarına! "Mutsuz da aslında söylemiyor bak görüyor musun, kocası artık sevmiyor kesin!"

Hayır, gerçekten mutsuz değilim. Bazen dünyanın en büyük sorunları benimkiler zannetsem de, ortalama bir insan kadar sorunlarım var. Olması da gerekmiyor mu? Hiçbir şeyin kusursuz olamayacağını öğrenecek kadar büyümedik mi? Zaten tüm hayatımızı bir şeyleri kusursuz yapmak için çabalarken harcayıp duruyoruz. Neden bu sahip olamadıklarımıza olan sonsuz özlem? Oysa ben elimdekilerin mutluluğunu tüketip bitirmek istiyorum öylece. Sahip olmak istediklerime de sıra gelir elbet. Üstelik aksini idddia edenler olsa da elimizde olanlardan bazılarının sonsuz mutlulukları var. Mesela aşk, mesela huzur, mesela sağlık...

Belki de tek sorun çevremdeki insanların önem verdiklerinin benim için pek önemli olmaması. Hayır, hayır esas sorun onların sahip olmak istediklerine ben saygı duyarken onların benim sahip olmak istediklerimi küçümsemesi. Mesela tüm hayatımı bir ev sahibi olmak için harcamak değil benim istediğim. Onun yerine gücümün yettiğince dünyanın görebildiğim her noktasını görebilmek. Ya da ben öldükten sonra bir anlamı olmayan altınları, incileri biriktirmek değil. Benim istediğim öldükten sonra birilerine miras kalacak bir kütüphane biriktirmek. Sürekli bir yerlere yetişmek değil benim istediğim, durup rüzgarı hissetmek tenimde.

Hayattan çok şey beklemiyor oluşum insanları neden şaşkınlığa düşürüyor, onu da anlamıyorum. Mesela istemiyorum etrafımda sürekli kendi sorunlarının iplerine dolanıp boğazını sıkan insanları. Ya da sahip olamadıkları yüzünden sürekli koşan insanları. Ya da ya da benimle sadece mutsuzluklarını paylaşan insanları. O yüzden gün geçtikçe, yaş geçtikçe eksiltiyorum etrafımdaki insanları. Zaten hayatımdaki tek insanın varlığı tüm kavramları o kadar güzel dolduruyorken, sadece huzur veren insanları ayırıyorum kenarıma köşeme. Onlara ayırıyorum zamanımı. Gerisini pek de umursamıyorum. Çünkü kimse kimsenin hayatının ev sahibi değil, hepimiz kiracıyız.

İlk yazı için çok fazla daldan dala atladım biliyorum. Öyle her gün uzun uzun yazma sözü değil bu yaptığım. Arada bir gelip içimdekileri kusup, sonra ortadan kaybolmak yapacağım.



Cips Yiyemeyen Kız
Cips Yiyemeyen Kız

Hayatin tadini yeni sehirler, yeni restoranlar, yeni yemekler kesfeden blogger kisisi.

2 yorum:

  1. Nasılda özlemişim bu yazılarını����içimdekilere tercüman oldun yine kalemine yüregine saglık����

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok özlemişim yazmayı hem de çok.

      Sil